İnsanlar Ne İster?


Sokağa çıkıp insanlara sorsanız. Ne istiyorsunuz dünyada diye; " sevgi, saygı, barış, mutluluk ve huzur" diye cevap verecekler. Fakat istenen o sevgiyi , barışı, huzuru kimler ne kadar gösteriyor. Herkes şu koca dünyadan bir şeyler istiyor ... Bu istenenler gerçekleşmediği zaman, hiç kimse kendini suçlu görmüyor, sorumlu hissetmiyor. Kendimize göre en dürüst, en onurlu, en fazla huzuru sağlayan yine bizleriz. O zaman bu koca dünyayı kim dar ediyor bizlere, kim başımıza yıkıyor. 

Bir gün de vicdanlarımızı hesaba çekebildik mi? Acaba ben kimim? İnsanların karşısında nasıl bir fotoğraf oluşturuyorum. Kendimizi hesaba çekmiyoruz, kaçıyoruz, korkuyoruz her şeyden... Vicdanlarımızın sesini dinlemekten kaçıyor, kulaklarımızı tıkıyoruz.

Ben ne istiyorum ? Kim için yaşıyorum? Kimlere şirin görünme gayreti içindeyim...?
Başta biz ne istediğimizi bilmiyoruz. Hayattaki durumumuz; tıpkı fırtınada demirinden kurtulmuş balıkçı sandalı gibi; hırslarımızın kabarttığı dalgalarla boğuşuyoruz. Ve o dalgalar, bir sığ kıyıya ulaştırana kadar... Ne istediğimizi ve istediklerimize de nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz...
Hayatımıza şöyle bir baktığımız zaman, çocukluğumuz başarmaya endeksleniyor. Ebeveynlerimiz başarımızla arkadaşlarına, akrabalarına ve tanıyanlara, "bak bu benim oğlum bu benim kızım nasıl başarılı oluyor", diye mutlu oluyorlar. Elbette gurur duyacaklar. Ama burada da yine başkalarına bir şeyler gösterme gayreti söz konusudur.
İnsan mutlu olmak ister: Kimileri mavi denizlerin sürükleyici sularında...
Kimileri, kış günü üşüyen bir serçe gibi, sığınacağı sıcak köşede...

Kimileri, çölde suyu arar gibi hasret kaldığı bir sevgilinin yüreğinin kuytu bir köşesinde yer edinmeyle...
Kimileri de yeni doğmuş bir çocuğunun tebessüm eden masum yüzünde ...

Kimileri de kalabalıkların sanki başımızı göklere değdirecek kadar yüceltmelerinde...

Hep merak etmişimdir. Görünen insanların iç dünyalarını. Daha doğrusu gerçek yüzlerini. Olmaz ya diyelim ki oldu. İnsanların beyinlerinden geçenleri okuyabiliyoruz. Ne komiklikler, ne iki yüzlülükler çıkar ortaya....
İnsanların yüzlerine karşı gösterdiğimiz ödünç alınmış tebessümlerimiz... Sinsi gülüşlerimiz... Birlikteyken yüreğimizi açıp, yanımızdan ayrıldığı zaman kuyusunu kazdığımız pamuk ipliğine bağlanmış dostluklarımız...

Yazımızın başında da belirttiğim gibi insan hep, sözde özlenen barışı, özgürlüğü, adaleti, mutluluğu, başarıyı ister. Ne zaman bunlar gelecek der durur. Kime sorsan ilk isteği bunlardır. Ama o insanlar başta kendileriyle barışı imzalayamamışlar. Kendi vicdanlarını özgürlüklük güvercinlerinin kanatlarında havalandıramamışlar. 
Mutluluk insanın içinde saklıdır...dışa bakıp mutluluğu aramaktansa içe dönüp kendimizde aramak mutluluğa yaklaşmamızı ve onu anlayabilmemizi saglar..

Bizler kendimizle barışık değiliz. Kalplerimizi hırsın , kinin ve bencilliğin taştan kasvetli duvarlarıyla örmüşüz. Ciğerlerimize yaradanın cömertçe bahşettiği havayı solumayı dahi yapamıyoruz. Adeta nefes almakta zorlanıyoruz. Ruhumuz huzurlu değil. Nerde huzur , mutluluk aramışsak, sonu hep hüsranla bitiyor.Dizginlenemeyn hırslarımız, bizleri daha canavarlaştırdı. O hırsın, kinin, aç gözlülüğün girdabından, mutluluk , sevgi, barış bahçesine bir türlü ulaşamıyoruz.

Bizler âciziz, acizliğimizi bilemiyoruz. Sevgiye açız, sevgisizliğimizi bilemiyoruz. Hep dünyaları ben yarattım edasıyla Kaf Dağından bakıyoruz. alçakgönüllü olamadık. Zira yağmur taneleri dahi yerdeki tümseklere değil çukurları dolduruyor . Yokuşları hiç sevmedik. İstedik ki yollarımız hep iniş, düzlük olsun. Kardeşlerimizin yüreklerinde küller tekrar alevlenirken , bizler o alevlerle kendimiz ısındık. Düşünmedik kim yanıyor. Nasıl ısınıyoruz.
İnsan mutluluk istiyor. Bu mutluluk aramakla bulunacak bir şey değildir. Onu inşa etmek gerekir. İnsanın kendi kendini yalanlarla kandırarak mutluymuş gibi kandırmasıyla da mutlu olunmaz. İnsan başta kendine karşı dürüst olmalı ve çevresinde ki tüm insanlara da bu yürekliği göstermelidir.Unutmamalıyız mutluluk ev, araba, para , kariyer de hiç değildir.

Gerçek mutluluk , yüreklerin derinliklerinde ve onu var edenin varlığında saklı. O gizli hazineyi bulanlar ancak ruhlarını huzura kavuştururlar.
Share on Google Plus

About Alican

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder